Yirmi iki yıl önce iş hayatına ilk adım attığım günleri hatırlıyorum. Utangaç ve sıkılgan bir gençtim. Müdiremin ikram ettiği kahveye şeker isteyip istememekte bile tereddüt ederdim.
Zamanla aradan yıllar geçti. Amir–memur ilişkisi yerini daha çok abla–kardeş sıcaklığına bıraktı. Yoğun bir çalışma temposu içinde bize verilen işleri en iyi şekilde yapmaya çalışırdık.
Abla–kardeş dediğim bu ilişkinin temelinde ise her zaman saygı vardı.
O, benim gençliğimden gelen tecrübesizliğimi sevgiyle tamamlamaya çalışırken; ben de onun yaşının ve deneyiminin getirdiği öneri ve fikirleri saygıyla uygulamaya gayret ederdim.
Servisimizde bulunan diğer personellerle olan ilişkilerimizde de bu denge hiç değişmedi.
Zaman geçti. Çalışma ortamları değişti, şehirler değişti, yeni iş imkânları hayatıma girdi.
Bir gün karşımda bana saygı duyan, yaptığım işleri takdir eden ve her zaman daha iyisini yapmam için cesaret veren bir okul müdürüyle karşılaştım.
Sadece müdür değil…
Müdür yardımcısının da öğretmenlerle ve diğer çalışanlarla kurduğu iletişim, yöneticilerin çalışanlar üzerindeki etkisini açıkça gösteriyordu.
Aslında burada “yönetici” kelimesi yerine lider kelimesi daha doğru bir ifade olur.
Peki neden?
Liderlik özelliklerine sahip insanlar öncelikle çevrelerine güven verirler. Sağduyulu ve çalışkandırlar.
Çalıştıkları ekibin hem fiziksel hem de ruhsal durumlarına önem verirler. Onlar için önemli olan “ben” değil “biz” kavramıdır.
Ekiplerini takdir ederek ve zaman zaman ödüllendirerek motive ederler. Yapılan hata ve yanlışlar karşısında suçlayıcı bir tavır sergilemek yerine çözüm odaklı düşünürler.
Yönetici anlayışında ise çoğu zaman ekip ruhu yerine ast–üst ilişkisi hâkimdir.
İş akışı daha çok emir–komuta zinciri içerisinde yürütülür. Bazen korku ve endişe yaratarak düzen sağlamaya çalışırlar.
Bu anlayışta “biz” kavramı yerine çoğu zaman “ben” ön plandadır.
Yönetici bir işin sonunda kazanan taraf olurken çalışan çoğu zaman kendini kaybeden taraf gibi hisseder.
Hatta bazı durumlarda bu tavırların, geçmişten gelen kişisel eksikliklerin ya da psikolojik kırılmaların yansıması olduğu bile düşünülebilir.
Oysa liderlik özelliklerine sahip insanlar hem iş hayatında hem de sosyal hayatlarında daha kalıcı başarılar elde ederler.
Çalıştıkları ekipte güven ortamı oluştururlar. Bu güven, yapılan işlerin kalitesine de doğrudan yansır.
Ve çoğu zaman özel hayatlarında da aynı saygı ve güven çizgisini sürdürebilirler.
Bu durumu en güzel anlatan söz ise belki de şudur:
“Kişiliğini makamdan alanlar, makamdan sonra kişiliksiz kalırlar.”